HARCAMA İTİRAZI -(CHARGEBACK )

 

Bana ait olmayan bir harcama için nasıl harcama itirazı yapabilirim? İtirazı kaç gün içinde yapmam gerekir? Kredi kartınızla yapılan şüpheli veya hatalı harcamalarınız için itiraz hakkınız bulunmaktadır. Banka aracılığıyla yapılan tüketici işlemlerinde banka çeşitli sebeplerden dolayı kendisine başvuru imkanı sağlamaktadır. Harcama itirazı başvurusu yapmak için belirli şartlar aranmaktadır. Bunlardan ilki harcama itirazının konusu aşağıda belirtilen konulardan olmalıdır.

  1. İşlem(ler)in yetkilendirmediğiniz üçüncü kişiler tarafından yapılmış olması,
  2. Kayıp/çalıntı kartını​zla bilginiz haricinde işlem(ler) yapılmış olması,
  3. İşlem(ler)e konu ürün/hizmetin alınamaması/eksik alınması,
  4. Diğer sebepler;
  5. Birden fazla yansıyan işlem olması,
  6. İşlem tutarının farklı olması,
  7. Satın alınan ürün/hizmetin satıcının belirttiği özelliklerden farklı olması,
  8. Ödemenin farklı bir şekilde yapılmasına rağmen (başka bir kredi kartı, nakit, havale, EFT, çek vb.) aynı tutarın kredi kartına da yansıtılması,
  9. İşlemin iptal/iade edilmesine rağmen iadenin karta yansımaması,
  10. ATM’den eksik nakit çekim yapılması veya hiç çekilememesi durumları

Buradaki konulardan belki de en önemlisi işlem(ler)e konu ürün/hizmetin alınamaması/eksik alınmasıdır. Zira bu konu tüketicilerin başına sık sık gelmekte ancak çoğu zaman bankanın sorumluluğu olmayacağı düşüncesiyle tüketici harcama itirazı için bankaya  başvurudan kaçınmaktadır. Kredi kartı ile satın alınan ürünün teslim edilmemesi, hizmetin alınmaması yahut eksik alınması durumunda kredi kartını veren bankanın sorumlu olacağı yargı kararları ile de sabit bir durumdur. Tüketiciler yaşadıkları mağduriyete ilişkin çoğu zaman Tüketici Hakem Heyeti, Tüketici Mahkemesi yahut tüketici işlemlerinden kaynaklı zorunlu arabuluculuğa başvuruyu yeterli zannetmektedirler. Ancak belirttiğimiz durumda banka sorumluluğu da vardır.

Tüketicinin işlem(ler)e konu ürün/hizmetin alınamaması/eksik alınmasında durumunda harcama itirazı başvurusunda banka gerekli incelemelerle birlikte satıcıdan malın teslim edilip edilmediği, hizmetin alınıp alınmadığı yahut eksik veya tam bir hizmetin sağlanıp sağlanmadığı hususunda bilgi isteyecektir. Bankanın satıcıdan istediği belgelerde eksiklik olması yahut hiç belge sunulmaması durumunda itiraza konu olan söz konusu işlem tutarı işyeri bankası tarafından ilgili işyerinden tahsil edilir ve kart sahibi bankaya aktarılır. Bu konuya ters ibraz(chargeback) denilmektedir.

Harcama itirazı başvurusu nasıl yapılır?

Harcama itirazı başvurusu yukarıda belirttiğimiz konular ile ilgili itirazı olan kişiler tarafından ilgili bankaya yapılır. İtiraz başvurusu çoğu zaman ilgili bankanın internet sitesinde belirtilen formun doldurulması suretiyle yapılır. İşlem(ler)e konu ürün/hizmetin alınamaması/eksik alınması hususunda harcama itirazı başvurusunda bulunuluyorsa belirtilen form veya dilekçenin ekine ; tüketici hakem heyeti başvurusu varsa savcılığa başvuru yahut dava dilekçesi gibi somut verilerin eklenmesi itirazı desteklemesi açısından son derece önemli olacaktır.

Harcama itirazı başvurum ne zaman sonuçlanır?

Her bankanın itiraza ilişkin değerlendirme süresi değişiklik arz etmektedir.

Yazımız genel bilgilendirme amaçlı olup, konuyla ilgili detaylı bilgi ve sorularınız için Bursa Tüketici hukuku avukatı ile görüşmenizi tavsiye ederiz.

Av. Nur YILDIZ

TAŞINMAZ REHNİ – İPOTEK

Ayni haklara dolayısıyla bir ayni hak olan taşınmaz rehnine (ipotek) hakim olan başlıca iki ilke belirlilik ve açıklık ilkesidir. Ayni hakların temel özelliğinin herkese karşı ileri sürülebilir olmasından kaynaklanan ve bu nedenle ayni hakkın herkes tarafından bilinmesi gerekliliği açıklık ilkesini, açıklık ilkesi ile hak sahipleri dışında da üçüncü kişilere eşya üzerinde ayni bir hak olduğu gösterilmekte ve üzerinde ayni bir hak sahipliği bulunan eşyanın ne olduğunun herkes tarafından anlaşılabilir kesin çizgilerle belirtilmesi gerekliliği de belirlilik ilkesini meydana getirmektedir. Bu iki ilke sayesinde taşınmaz rehnin sınırları belirlenmekte ve üçüncü kişiler tarafında bilinebilmektedir. Bu yazımızda taşınmaz rehni  yani diğer adıyla taşınmaz ipoteğini inceleyeceğiz.

Daha fazla oku “TAŞINMAZ REHNİ – İPOTEK”

ESTETİKTE TAZMİNAT-SAĞLIK HUKUKU

Son yıllarda giderek yaygınlaşan estetik operasyonlar çeşitli hukuki sorunları da beraberinde getirmektedir. Estetik operasyon geçirenler sonuçtan her zaman memnun kalmamaktadır. Beklediğinizden farklı bir sonucun ortaya çıkması durumunda işlemi yapan hekimin sorumluluğu söz konusu olabilir.  DOKTOR HATASI (MALPRAKTİS) DAVASI- Bursa Tazminat Avukatı-Bursa Sağlık Hukuku Avukatı  yazımızda bahsettiğimiz gibi tıbbi standartlara aykırı yapılan her türlü uygulamadan dolayı kişinin uğramış olduğu maddi ve manevi zararların tazmini amacıyla hastaneye veya sağlık personeline (hekim, hemşire vb.) karşı tazminat davası açılabilmektedir. Estetik operasyonlarda işlemi yapan hekimin sorumluluğu, kalp ameliyatı yapan bir hekimin sorumluluğundan daha fazladır. Böyle bir işlemden dolayı tazminat hakkınızın doğduğunu düşünüyorsanız bir sağlık hukuku avukatı ile görüşmeniz menfaatinize olacaktır.

Doktorun hastaya yaptığı tedavi amaçlı müdahaleler kural olarak bir vekalet ilişkisi olup vekalet sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilir. Bu tedavi ve operasyonlarda hekimler sonuç taahhüt etmez ve dolayısıyla sonuçtan sorumlu olmayıp, standartlara uygun yapılmayan işlemlerin meydana getirdiği zararlardan sorumlu olur.

Hastanın bir tedaviye ihtiyaç duymaksızın estetik amaçlı bir müdahale talep ettiği estetik operasyonlardaki doktor hasta ilişkisinin hukuki niteliği eser sözleşmesidir. Eser sözleşmelerinde, vekalet sözleşmelerinden farklı olarak işi gören taahhüt ettiği sonuçtan sorumludur.

Daha fazla oku “ESTETİKTE TAZMİNAT-SAĞLIK HUKUKU”

ARABULUCULUK SÜRECİ

Gelişen teknoloji, sanayileşme, artan ihtiyaçlar, ticari hayatta artan rekabet gibi sebeplerle artan çatışmalar; mahkemelerin iş yükünün artmasına, bunun doğal sonucu olarak yargılama sürecinin uzaması, masrafların artması gibi çeşitli sorunlara sebep olmaktadır. Bu nedenle, tarafların mahkeme dışı başvurabilecekleri alternatif başvuru yöntemlerine ihtiyaç duyulmuştur. Alternatif uyuşmazlık çözümü, genel olarak yansız bir üçüncü kişinin, doğmuş uyuşmazlığın çözümü konusunda yardımcı olmak ve çözüme ulaşmada taraflara katkıda bulunmak üzere katıldığı seçimlik bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tanımlanabilmektedir. Arabuluculuk, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri arasında en çok ilgi gören alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir.
Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinde temel amaç, hukuki uyuşmazlık taraflarının karşılıklı görüşmelerde bulunarak, menfaat dengesi bakımından orta yolu bulmalarının sağlanmasıdır. Daha fazla oku “ARABULUCULUK SÜRECİ”

BURSA BOŞANMA DAVALARI AVUKATI

 

Son yıllardaki artış ile birlikte özellikle büyük şehirlerde açılan davaların büyük bir kısmını boşanma davaları oluşturuyor. Boşanma davalarındaki bu artış ile birlikte boşanma, velayet, nafaka gibi konular en çok merak edilen hukuki konular arasına girmiş durumda. Yazımızda boşanma hakkında merak edilen konuları kısaca açıklamak adına müvekkiller tarafından sıklıkla sorulan sorulara yer verdik. Ancak hak kaybı yaşanmaması ve tarafların menfaatlerinin korunması bakımından hukuki sürecin alanında uzman bir avukat ile takip edilmesi her zaman yararınıza olacaktır. Bursa uzman boşanma avukatı ile çalışmanız yerinde olacaktır.

  • Boşanma Sebepleri Nelerdir?-Bursa’da Uzman Boşanma Avukatı 

Türk Medeni Kanunu’nda boşanma sebepleri genel ve özel olarak ikiye ayrılmaktadır.

Genel boşanma sebebi, evlilik birliğinin temelden sarsılması diğer adıyla şiddetli geçimsizliktir.

Özel boşanma sebepleri ise ;zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk, akıl hastalığıdır.

Bu sebeplerden herhangi birine dayanarak çekişmeli boşanma davası açılabilir.

  • Çekişmeli Boşanma Davası Nedir?-Bursa Boşanma Avukatı

Çekişmeli boşanma davası tarafların anlaşmalı olarak boşanması dışında kalan her türlü boşanma sebebine dayanarak açılmış olan boşanma davalarıdır. Başka bir ifadeyle boşanma, nafaka, velayet gibi boşanma ile ilgili konularda tarafların anlaşmaya varamaması durumunda açılan davalar olarak tanımlanabilir. Daha fazla oku “BURSA BOŞANMA DAVALARI AVUKATI”

MALPRAKTİS-Bursa Sağlık Hukuku Avukatı

Hastalığın teşhisi, tedavisi ve hastanın bakımı aşamalarında tıbbi standartlara aykırı yapılan her türlü uygulamadan dolayı kişinin uğraşmış olduğu maddi ve manevi zararların tazmini amacıyla tıbbi malpraktis diğer adıyla doktor hatası nedeniyle tazminat davası açılabilir. Bursa sağlık hukuku avukatı alanında çalışmaktayız. Hastalar ve yakınları tarafından uğranılan zararların giderimi için doktor veya sağlık çalışanına karşı malpraktis davası açma hakkının  yanında, bu kişiler hakkında ceza soruşturması da başlatılabilir.

  • Tıbbi malpraktis (kötü hekim uygulaması) kavramı, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 13. maddesinde genel olarak şu şekilde tanımlanmıştır:
        Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi “hekimliğin kötü uygulaması” anlamına gelir.
Hastaya kusur ve ihmal sebebiyle yanlış teşhis konulması veya hatalı bir tedavinin uygulanması, hastaya yanlış bir ilacın verilmesi sonucu hastanın böbreğinin kalıcı olarak zarar görmesine sebebiyet verilmesi gibi durumlarda, zarara uğrayan hastanın malpraktis davalarını açmaya hakkı doğar.
MALPRAKTİS HALİNDE DOKTORUN CEZA HUKUKU SORUMLULUĞU-Bursa Sağlık Hukuku Avukatı 
Doktor veya sağlık çalışanının uygulama hatası suç teşkil ediyorsa, ceza hukukuna göre doktorun cezai sorumluluğu doğacaktır.
Doktorların veya sağlık çalışanlarının hastalar üzerinde yanlış tıbbı müdahaleleri  ceza hukuku kapsamında taksirli eylem sebebiyle suç oluşturabilir. Tazminat sorumlusu doktorun suç teşkil eden fiili neticesinde yaralanma meydan gelmişse taksirle yaralama suçu, ölüm meydana gelmişse taksirle ölüme neden olma suçu işlenmiş olur.
Bu davada zararın hangi sebeple meydana geldiği araştırılır. Gerekli özen ve dikkatin gösterilmemesi mi yoksa prosedürlere uygun muayenenin yapılmaması mı gibi durumlara bakılır. Zararı oluşturan durumun tespit edilmesi ile doktor veya sağlık çalışanı üzerinde taksirli yaralama veya taksirli ölüme sebebiyet verme gibi cezalar verilebilir.
MALPRAKTİS HALİNDE DOKTORUN TAZMİNAT SORUMLULUĞU
Maddi ve manevi tazminatın miktarının belirlenmesi için hastanın uğradığı zararın çeşidi ve boyutunun yanında müdahaleyi yapan doktor veya sağlık çalışanının kusuru da bilirkişilerce araştırılarak dosyaya rapor olarak sunulur. Hakim bu hususları gözeterek karar vermektedir. Bu konuda Bursa sağlık hukuku avukatı ile çalışmanız menfaatinize olacaktır.
Doktorların tazminat sorumluluğunun oluşması için bu iki hususun varlığı aranır. Bu hususlar;
  • Konsültasyon: Hastanın teşhis, tedavi ve takibi için sorumlu doktorun gerekli gördüğünde diğer uzmanlık alanları ile görüş alışverişi veya işbirliği yapmasıdır. Yani hasta üzerinde zorunlu olarak diğer uzmanlara danışılması gerekirken danışmadan ve hastanın durumu bildirilmeden tıbbı müdahalede bulunulmasıdır. Konsültasyona uygun davranılmaması doktorun tazminat sorumluluğunu doğurur.
  • Stabilizasyon: Hastanın tıbbı müdahale için doktorlara başvurduğu sırada teşhis ve tedavi için hazırlık sürecine başlamadan önce hastanın kendisini iyi hissetmesi için müdahalede bulunulmamasını ifade eder. Acil servis görevlilerinin, acil bir tıbbi vaka nedeniyle acil servise gelmiş bir hastaya, sosyal güvencesinin olup olmadığını ve diğer özelliklerini nazara almadan stabilizasyonu sağlanıncaya kadar bütün tıbbi hizmetleri sunmaları zorunludur  Hastanın stabilizasyonu sağlanmadan sevk edilmesi veya taburcu edilmesi halinde, doğacak olumsuz sonuçlar  tazminat sorumluluğunu gerektirecektir.
MALPRAKTİS (DOKTOR HATASI) MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASINDA GÖREVLİ MAHKEME
Bağımsız çalışan doktorlar ve özel hastaneler aleyhine tıbbi malpraktis nedeniyle açılan  maddi ve manevi tazminat davalarına bakmaya görevli mahkeme “tüketici mahkemesi”dir.
Doktorun veya sağlık çalışanının sigorta şirketine karşı açılacak olan davalarda ise “asliye ticaret mahkemesi” görevlidir.
Kamu hastaneleri veya sağlık kuruluşları aleyhine tıbbi malpraktis nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarına bakmaya görevli mahkeme “idare mahkemesi” olarak düzenlenmiştir.
MALPRAKTİS (DOKTOR HATASI) TAZMİNAT DAVASI KİME KARŞI AÇILIR?-Bursa Sağlık Hukuku Avukatı
Kamu hastanelerinde meydana gelen yanlış tıbbi uygulamalar nedeniyle tazminat davaları doğrudan ilgili kamu kurumuna karşı açılabilir. Devlet memuru statüsündeki doktor aleyhine doğrudan tazminat davası açılamaz.
Özel hastanelerde gerçekleşen hatalı tıbbi uygulamalar nedeniyle tazminat davası, hem yanlış teşhis veya tedaviyi yapan doktor hem hastane işleticisine karşı açılır. Doktoru sigortalayan bir şirketin olması durumunda dava sigorta şirketine de yönlendirilebilir.
DAVA AÇMA SÜRESİ
  • Kamu hastanelerine (devlet hastanesi, üniversite hastanesi, araştırma hastanesi veya aile sağlığı merkezi sağlık kuruluşları vb.) karşı idare mahkemesinde hizmet kusuruna dayalı olarak malpraktis nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası açılmadan önce, zararın ve doktor hatasının öğrenilmesi tarihinden itibaren bir yıl ve her halukarda olay tarihinden itibaren 5 yıl içinde ilgili idareye yazılı bir şekilde başvurularak maddi ve manevi tazminat talebinde bulunulması gerekir.darenin tazminat talebini kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren 60 gün içinde malpraktis nedeniyle tam yargı davası açılmalıdır.
  • Haksız fiile ( örneğin; hasta ile doktor arasında henüz bir sözleşme ilişkisinin kurulmadığı süreçte, özel hastanenin acil servisine gelen hastaya bakmayan doktor haksız fiil hükümlerine göre sorumlu tutulacaktır.) dayalı olarak özel hastane veya doktorlara açılacak malpraktis davalarında zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa ceza davası zamanaşımı hükümleri uygulanır.
  • Vekalet ve eser sözleşmesine ( Estetik ameliyat, protez diş uygulamaları, lazer epilasyon vb. güzellik hizmetleri) dayalı olarak özel hastaneler veya doktorlar aleyhine tüketici mahkemelerinde açılacak tazminat davalarında zamanaşımı süresi 5 yıldır.
Uygulanan tıbbi işlemden kaynaklı uğramış olduğunuz zararda hastane, doktor veya sağlık çalışanının sorumluluğu olduğunu düşünüyorsanız, konuyla ilgili detaylı bilgi ve sorularınız için uzman bir Bursa sağlık hukuku avukatı ile görüşmenizi tavsiye ederiz. 
Av. Emine KESKİN-Bursa Sağlık Hukuku Avukatı

 

MESLEK HASTALIĞI -Bursa İşçi Avukatı

İş kazaları ve meslek hastalıkları, çalışma hayatının en önemli sorun alanları arasındadır. Dünya genelinde milyonlarca insan iş kazası ve meslek hastalıkları sebebiyle hayatını kaybetmiş ve halen insanlık büyük kayıplar vermeye devam etmektedir. Sanayileşmenin ilerlemesiyle beraber, hemen her işkolunda toksik maddeler ya da fiziksel etkenler nedeniyle çalışanlar, bedenen veya ruhen zarar görmekte ve hatta ölümler görülmektedir. Sanayileşmenin ilerlemesi ve yaygınlaşmasıyla bazı alanlarda daha fazla görülmekle beraber, hemen her işkolunda ortaya çıkan ve çalışanın mesleğinden ötürü maruz kaldığı etkenlerden dolayı sağlığının bedenen veya ruhen zarar görmesi şeklinde tanımlanabilen meslek hastalıkları ile tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de azımsanmayacak derecede karşılaşılmaktadır. İş sağlığı; bütün mesleklerde çalışanların bedensel, ruhsal ve sosyal yönlerden iyilik hallerini sürdürmeleri ve daha üst düzeylere çıkarılması, iş güvenliği; işçilerin iş kazalarına uğramalarını önlemek amacı ile güvenli çalışma ortamını oluşturmak için alınması gereken tedbirlerdir. Bursa işçi avukatı alanında hizmet vermekteyiz. Daha fazla oku “MESLEK HASTALIĞI -Bursa İşçi Avukatı”

Bursa Boşanma Avukatı

BOŞANMA DAVALARI HAKKINDA SIKÇA SORULARAN SORULAR-Bursa Boşanma Avukatı

Son yıllardaki artış ile birlikte özellikle büyük şehirlerde açılan davaların büyük bir kısmını boşanma davaları oluşturuyor. Boşanma davalarındaki bu artış ile birlikte boşanma, velayet, nafaka gibi konular en çok merak edilen hukuki konular arasına girmiş durumda. Yazımızda boşanma hakkında merak edilen konuları kısaca açıklamak adına müvekkiller tarafından sıklıkla sorulan sorulara yer verdik. Ancak hak kaybı yaşanmaması ve tarafların menfaatlerinin korunması bakımından hukuki sürecin alanında uzman bir boşanma avukatı ile takip edilmesini tavsiye ederiz. Avukat Emine Keskin

 

 

 Boşanma Sebepleri Nelerdir?

Türk Medeni Kanunu’nda boşanma sebepleri genel ve özel olarak ikiye ayrılmaktadır.

Genel boşanma sebebi, evlilik birliğinin temelden sarsılması diğer adıyla şiddetli geçimsizliktir.

Özel boşanma sebepleri ise ;zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk, akıl hastalığıdır.

Bu sebeplerden herhangi birine dayanarak çekişmeli boşanma davası açılabilir.

 

 

  • Çekişmeli Boşanma Davası Nedir?

Çekişmeli boşanma davası tarafların anlaşmalı olarak boşanması dışında kalan her türlü boşanma sebebine dayanarak açılmış olan boşanma davalarıdır. Başka bir ifadeyle boşanma, nafaka, velayet gibi boşanma ile ilgili konularda tarafların anlaşmaya varamaması durumunda açılan davalar olarak tanımlanabilir.

  • Anlaşmalı Boşanma Davası Nedir?

Boşanma davalarının ikinci türü anlaşmalı boşanma davalarıdır. Anlaşmalı boşanmalarda tarafların her konuda anlaşmış olması gereklidir. Tarafların her konuda anlaştıklarına ilişkin yazılı bir protokol oluşturarak dilekçe ile birlikte mahkemeye sunmaları ile birlikte boşanma süreci başlamış olur.

  • Boşanma Davası Hangi Mahkemede Açılır?

Boşanma davalarında görevli mahkeme “aile mahkemesi”dir. Aile mahkemesinin bulunmadığı illerde ise aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Boşanma davası için yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Örneğin; eşlerden biri Bursa’da yaşıyor ya da son defa altı aydan beri birlikte oturdukları aile konutu Bursa’da ise boşanma davası Bursa’da açılabilir. Bursa boşanma davası mahkemesi (adliyesi) Altınova Mah. 11 Eylül Bulvarı No:09 (BUTTİM MEVKİİ)   Osmangazi/BURSA adresindeki Bursa Bölge Adliye Mahkemesi binasının içerisindeki aile mahkemeleridir. https://bursabam.adalet.gov.tr/adres-ve-iletisim-bilgileri

Boşanma Davasında Mahkeme Masrafları Nelerdir? Daha fazla oku “Bursa Boşanma Avukatı”

İRTİFAK HAKLARINA İLİŞKİN İLAMLARIN İCRASI

İcra, borçlunun alacaklıya karşı yapmak veya ödemekle yükümlü olduğu bir şeyi devlet zoruyla yerine getirmesinin sağlanmasıdır. Borçlu tarafından yerine getirilmeyen edim bir para veya teminat alacağı olabileceği gibi bir işin yapılması, yapılmaması veya bir irtifak hakkının tesisi ya da kaldırılması şeklinde edimler de olabilir. Yerine getirildiği taktirde alacaklı için bir yarar sağlayan edimler hukuken korunarak cebri icranın konusunu oluşturabilmektedir. Ancak bu edimin yani alacağın cebri icraya konu edilebilmesi için sadece alacaklıya menfaat sağlaması yetmez. Bunun yanında bir takım şartlar da gerekmektedir. Daha fazla oku “İRTİFAK HAKLARINA İLİŞKİN İLAMLARIN İCRASI”

Covid-19 Salgınının Sözleşmelere Etkisi

           Son dönemde ülkemizde ve tüm dünyada etkisini gösteren ve ekonomik anlamda ciddi sorunlar yaratan Covid-19 salgın hastalığının yayılması birçok sözleşmesel ilişkiyi de olumsuz anlamda etkilemeye başladı. Bu nedenle oluşabilecek ifa ve ödeme güçlükleri kapsamında mücbir sebep ve beklenmedik hal söz durumların sözleşmelere etkisini inceleyeceğiz.
          Öncelikle belirtmek gerekir ki Türk hukukunda “sözleşmeyle bağlılık (ahde vefa)” temel ilkelerden biridir. Sözleşme yapıldıktan sonraki süreçte şartlar değişmiş , edimi yerine getirmek güçleşmiş olsa bile  dürüstlük kuralının bir gereği olarak taraflar üzerine düşen edimi yerine getirmek için çabalamalıdır. Ancak şartların olağanüstü şekilde değişmesiyle, edimler arasındaki dengeyi bozularak, sözleşmeye bağlılık ilkesinin uygulanması hakkaniyet ilkesine aykırı hale gelebilir.
         Sözleşmelerde karşılıklı edimler arasındaki dengeyi bozan bu olağanüstü olayları niteliklerine göre mücbir sebep ya da beklenmedik hal olarak adlandırabiliriz. Dünyanın etkisi altında kaldığı Covid-19 salgını da yarattığı etkiler bakımından olağanüstü hale örnektir.
  • Mücbir Sebep Nedir?
Sözleşmenin taraflarınca alınacak önlemlere karşı önüne geçilmesi olanaksız, gerçekleşmesinin ve sonuçlarının öngörülemez ve tedbirlere rağmen tarafların yükümlülüklerini yerine getirmesini imkansız kılan, hiçbir tarafın olayın gerçekleşmesinde ya da zararın doğmasında kusurunun olmadığı olay mücbir sebep olarak nitelendirilebilir.
  • Beklenmedik Hal Nedir?
Sözleşme ilişkisinde edim ve karşı edim arasındaki oranı esas olarak sarsan, borçludan  bağımsız olarak ortaya çıkan ve  borcun yerine getirilmesini zorlaştıran olaylar beklenmedik hal olarak nitelendirilebilir.
Beklenmedik hâlden etkilenen tarafın/borçlunun, sözleşmedeki taahhütlerini yerine getirememesi “aşırı ifa güçlüğü” olarak nitelendirilmiştir. Aşırı ifa güçlüğü ile ifa imkansızlığı arasındaki en temel fark; beklenmeyen hal borcun yerine getirilmesini (ifasını) aşırı güçleştiren ya da geçici olarak imkansız hale getiren olaylarken, mücbir sebep borcun ifası sürekli olarak imkânsız hale getiren olaylardır.
Covid-19 Salgını Mücbir Sebep Olarak Değerlendirilebilir Mi?
Salgın hastalığın mücbir sebep ya da beklenmedik hal teşkil edip etmediğine somut olay üzerinden sözleşme üzerindeki etkilerine bakıp karar vermek gerekir. Koronavirüs salgını nedeniyle tarafların edimi yerine getirmesi sürekli olarak imkansız hale gelmişse salgın hali mücbir sebep, geçici bir imkansızlık ya da edimin yerine getirilmesinin aşırı derecede güçleşmesi durumu oluşmuşsa beklenmedik hal olarak değerlendirilecektir.
Sözleşme serbestisi ilkesi gereği taraflar sözleşmede, mücbir sebebin neden olduğu imkansızlıktan kimin sorumlu tutulacağının kararlaştırmışlarsa sözleşme hükümleri uygulanacaktır ve borçlu alacaklının uğradığı zararı karşılayacaktır.
Taraflar sözleşmede mücbir sebepleri sınırlı olarak saymış ve salgın hastalığı mücbir sebep olarak göstermemişlerse bu durumda salgın mücbir sebep olarak değerlendirilmeyebilir. Fakat sözleşmede mücbir sebepler deprem, sel, yangın vb. gibi ifadelerle örnek olarak sayılmışsa , hükümden mücbir sebeplerin sınırlı olmadığı anlaşılıyorsa bu durumda salgın hastalık da mücbir sebep olarak kabul edilebilir.
Ancak bir sözleşmede; mücbir sebep halleri, şart ve sonuçları düzenlenmemiş olabilir. Bu durumda, şartlarını taşıdığı sürece bir olay mücbir sebep olarak değerlendirebilir ve taraflar, mücbir sebebin kendilerine tanıdığı haklardan faydalanabilirler. Böylece imkansızlıktan her iki taraf da sorumlu tutulmayabilir.
Netice olarak yukarıda da değindiğimiz gibi Covid-19 salgınının mücbir sebep ya da beklenmedik hal olarak değerlendirilebilmesi sözleşmeye etkisi, sözleşme hükümleri gibi somut özelliklere bağlıdır. Her sözleşme özelinde bu değerlendirmenin yapılarak karar verilmesi gerektiği için bir avukata danışılarak ilerlenmesini tavsiye ederiz.
Mücbir sebeple ilgili sorumluluklarda sözleşme serbestisi geçerlidir. Borçlu, mücbir sebepten kaynaklanan sorumluluğu sözleşmede üstlenmişse, artık alacaklıya karşı mücbir sebepten kaynaklanan herhangi bir talep ileri sürmesi mümkün değildir.
İFA İMKANSIZLIĞI VE GEÇİCİ İFA İMKANSIZLIĞI
Mücbir sebep olarak kabul edilebilecek bir olay, ifa imkânsızlığı veya aşırı ifa güçlüğü ile sonuçlanabilir. Borcun ifası önündeki engel devamlı nitelikteyse sürekli ifa imkansızlığı, ifa önündeki engel geçici nitelikteyse aşırı ifa güçlüğü söz konusu olacaktır.
 İfa imkansızlığı ifanın önündeki engelin ortadan kalkmasının mümkün olmaması nedeniyle borcun ifa edilememesidir.
  •  Borçlar Kanunu’nun 136. Maddesine göre ; “Borcun  ifası  borçlunun Sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkansızlaşırsa, borç sona erer.”
      Böylece ifa imkânsızlığı halinde, borçlu borcundan kurtulabilir.
  •  Borçlar Kanunu’nun 138. Maddesine göre ; “ Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü durum borçludan kaynaklanmayan bir nedenle ortaya çıkarsa, borçlu hakimden sözleşmenin yeni koşullara göre uyarlanmasını veya sözleşmeden dönme hakkının yürürlüğe konulmasını ister.”
       Ancak COVİD-19 salgın hastalığı alınan seyahat ve sokağa çıkma yasağı gibi önlemlerin geçici nitelikte olduğunu göz önüne aldığımızda, borçlu gecikmeden dolayı mücbir sebep nedeniyle sorumlu olmasa da ifası hala mümkün olan borcun ifasından sorumludur. Ancak her sözleşmenin somut özelliklerine göre belli bir süre bekleyip, edimler arası dengenin aşırı derecede bozulmasını sebep göstererek TBK 138.md uyarınca sözleşmenin uyarlanmasını hakimden talep edebilir veya uyarlama mümkün değilse sözleşmeden dönme veya fesih hakkını kullanabilir.
  • Kısmi İfa İmkânsızlığı
  • Borçlar Kanunu’nun 136. Maddesine göre; Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer.
           Mücbir sebep sonucu borcun bir kısmının yerine getirilmesi de imkânsızlaşabilir. Kısmî imkânsızlık için alacaklının kısmî ifaya razı olması ve karşı edimin bölünebilir olması gerekir. Bu durumda, borçlu ifa edemediği/imkânsızlaşan kısımdan kurtulur. Ancak tarafların niyetinden kısmi ifayı öngörebilselerdi sözleşmeye hiç girmeyecekleri anlaşılıyorsa o halde borcun tamamı sona erer.
  • Beklenmedik Hal İle Oluşan Aşırı İfa Güçlüğü
       Borcun ifasını aşırı güçleştiren durumlarda ise yine Borçlar Kanunu’nun 138. Maddesi uygulanarak, borçlu sözleşmenin uyarlanmasını hakimden talep edebilir veya uyarlama mümkün değilse sözleşmeden dönme veya fesih hakkını kullanabilir.
  • İspat Yükü ve Bildirim Yükü
       Mücbir sebepten etkilendiğini iddia eden taraf, mücbir sebep nedeniyle borcunu ifa edemediğini ispat etmek ve varsa bildirim yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır.  Yani, burada ispat yükü tamamen borçluya aittir. Fakat sözleşmede, salgın ya da bulaşıcı hastalık hali mücbir sebep olarak belirlenmişse artık  bu durumu ispat etmeye gerek kalmayacağından, mücbir sebep iddiasında bulunan taraf ispat yükü altında değildir.
       Mücbir sebepten etkilenen taraf, diğer tarafa ifanın imkansızlaştığını derhal bildirmekle yükümlüdür. Derhal bildirmediği ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almadığı taktirde, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.
  Av. Emine KESKİN